4a334db2-e4bd-4356-9f15-ee91412782e1-155

Çağrı Metni

Bundan 29 yıl önce, 1991 yılında, Ruth Tringham “Households with Faces: The Challenge of Gender in Prehistoric Architectural Remains” makalesinde, arkeologların yaşam biçimlerini araştırdığı toplumları meydana getiren bireyleri “yüzü olmayan şeyler (faceless blobs)” olarak gördüğünü söyledi. Aradan geçen yıllar içerisinde, arkeolojinin bu konuda uzun bir yol kat ettiğini söylemek mümkün. Geçmişi, maddi kültür kalıntıları üzerinden araştıran bir bilim dalı olarak arkeoloji, bugün gelinen noktada, maddi kültürü betimlemenin ötesine geçmeyi ve geçmişin aktörleri olan bireyleri “kimliklendirmek” için çeşitli yaklaşımlar ve yöntemler geliştirmeyi başardı.
 

Çok boyutlu bir kavram olarak kimlik, bireylerin ve toplumların içinde yaşadıkları dünyada kendilerini nasıl tanımladıklarını ifade eder. Kimlikler; bireylerin tecrübeleri, rolleri ve yaşam biçimleriyle karşılıklı bir ilişki içerisinde belirlenir, değişir ve dönüşür. İçinde yaşadığımız toplumda kimliklerimiz; yaşımız, cinsiyetimiz, cinsel yönelimimiz, ailemiz, sosyo-kültürel çevremiz, inançlarımız ve mesleğimiz gibi farklı etkenlerin bir araya gelmesi ve bunların bir kesişimi ile inşa olur. Bu kesişim içerisinde her bireyin farklı kimlik kategorilerini tecrübe edişi çeşitlilik sahibi ve bağlama özgüdür. Toplumların kimlikleri ise sosyo-kültürel ve ideolojik kodlar tarafından inşa edilir. Bu bağlamda kimlik, bireysel olmanın yanında, aynı zamanda toplumsal ve ideolojik olanla ilişkili bir kavram olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle bireyi, toplumsal kılan tam da üstlendiği kimliklerin toplamıdır. Her bireyin kendini nasıl tanımladığı, benlik algısı, beğenileri, değer yargıları ve farklı toplumsal düzlemlerdeki aidiyetleriyle ilişkili olarak kurguladığı bireysel kimliği, ideolojik olarak belirlenen toplumsal kimlik ile örtüşebilir ya da çelişebilir. Tam da bu yüzden, kimlik ve kimlik araştırmaları karmaşık ve zorlu bir araştırma alanıdır.
 

Arkeolojide kimlik çalışmalarının tarihçesi, sosyal bilimlerde yaşanan paradigma dönüşümlerinin bir izdüşümünü taşır. Günümüzde, toplumdaki farklı kategoriler arasındaki kesişimleri, örüntüleri ve farklılıkları sorgulamaya başlayan arkeologlar, toplumsal cinsiyet, cinsiyet, cinsellik, yaş, statü, eşitsizlik ve hiyerarşi veya güç gibi temaları Aydınlanmacı Batı düşünce sisteminin kategorilerinden uzaklaşarak ele almaktadır. Metodolojik olarak ise arkeoloji; bağlamsal ve mikro kazı yöntemleri ve analizler ile bu temaların tartışılabileceği veri gruplarına ulaşabilmektedir.
 

TAG Türkiye’nin 2013’te İzmir’de gerçekleştirilen ilk toplantısı, Türkiye’de arkeolojinin politika, ideoloji, tarih ile ilişkisini ve bu bağlamda Türkiye arkeolojisinin kimliğini çözümlemeyi başarmıştı. 2015 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen TAG Türkiye ikinci toplantısında ise bireylerin ve toplumların şeylerle olan dolanıklık ilişkisi, farklı dönemsel, bölgesel ve kavramsal yaklaşımlar üzerinden tartışılmıştı.
 

Aradan geçen kısa sayılamayacak bir süre sonra, TAG Türkiye üçüncü toplantısında ise geçmişte ve günümüzde bireylerin ve toplumların kimliklerini, kimlik çalışmalarında arkeolojik yaklaşım ve yöntemleri tartışmayı hedefliyoruz. Bu bağlamda, sizleri, toplumsal cinsiyet/cinsiyet, cinsellik, yaş ve çocukluk, sınıf, statü, hiyerarşi ve güç, etnik, toplumsal/kolektif ve bölgesel kimlikler gibi farklı düzlemlerde kimliklerin nasıl tanımlanabileceğine dair kavramsal ve metodolojik çalışmalar; ölüm ritüelleri ve kimliklerin bu ritüellerde nasıl somutlandığına dair araştırmalar; kimlik-maddi kültür ilişkisi; bireylik (personhood) ve sosyal farklılaşma gibi temalar ekseninde, araştırmalarınızı sunmak üzere TAG Türkiye üçüncü toplantısına davet ediyoruz.

6-9 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan TAG-Türkiye üçüncü toplantısı, COVID-19 dolayısıyla olası ve mevcut seyahat ve toplanma kısıtlamaları göz önünde bulundurularak, çevrimiçi olarak zoom uygulaması üzerinden gerçekleştirilecektir.

Daco_5233394.png